basiretsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basiretsizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tutarsız Karakterler... tekmili birden bu bünyede

Aynı anda hem hırslı, hem inatçı, hem sabırsız, hem de tembelseniz, aslında hiç te fena olmayan bir hayatı kendinize zehir etmek için gereken en tutarsız karakter kombinasyonuna ulaşmışsınız demektir.

Kendimden biliyorum. Bilmek istemezdim ama maalesef biliyorum. Hatırladığım tüm geçmiş zamanlar boyunca, neredeyse hiçbir şeyden tam memnun olamadım. Ufak tefek tökezlemelerde nispeten hızlı toparlansam da, artık hırsımdan mı, kendimi kandırma yetersizliğinden mi emin değilim; ufak tefek başarıların tadını pek çıkartamıyorum. Küçük oynamadım ama çoğu zaman büyük oynamaya da üşendim. Ya da çıkan fırsatlar yeterli motivasyonu sağlayamayacak kadar uyduruklardı, bilemiyorum. Yok, biliyorum aslında, ben gözümü karartıp hareketlenecek bahane bulamamanın sıkıntısını çekiyorum.

Sakin sakin, iğneyle kuyu kazma tarzı işler bana göre değil. Günde 3 vakit gözümü karartmam, inisiyatif almam lazım mutlu olmam için. Yani ortalama bir iş yaşamının 25 yaşında bir insana sözde belki ama özde asla sağlayamayacağı bir mesleğe ihtiyacım var. Siz bakmayın plaza işlerinin ilanlarında aranan "lider vasfı", "takım çalışması" teranelerine, ofis çalışanlarının alayı sabah 9 - akşam 5 excell'e veri giriyor. Bir de habire toplantı yapma teranesi var tabi. Bazen uçaklara doluşup, yarım kıta yol gidip, dağları tepeleri aşıp, uyduruk bir konu üzeirnde anlaşmazlığa düşüp, sekreterya faslında takılıp kalmaya iş dünyası jargonunda "toplantı" deniliyor. Ne onunla, ne de onsuz oluyor. Toplansan sonuç alamıyorsun, toplanmasan işler arap saçına dönüyor.

Şimdi olayın kişisel boyutuna dönersek; tüm bunların derdi beni niye geriyor? Alışıp kabullenebilir miyim? Yoksa, "ya içindesindir çemberin ya da dışında yer alacaksın" sancılarıyla yaşamak daha mı iyi? Henüz bilmiyorum, ama bir şeyden emin olmaya başladım: Sabretmek ve zamana bırakmak lazım. Hindi gibi kös kös düşünmekle olmuyor.

Üşeniyorum Öyleyse Battım

Yalnız yaşamak değil de, koca bir şehirde meşgalesiz ve ıssız bir hayat sürmek ciddi bir enerji gerektiriyor. Bu enerji harcama şekli sürekli koşturmaktan bitap düşmek değil elbette. Daha çok izolasyonu kötü bir evin tüm ısıyı havaya savurması gibi sabit durarak yapılan bir enerji harcama türü. Ayda 3-5 kalem iş yapıp kalan zamanda da sürekli birşeylere hazırlanma gereği, hele de insan öyle ahım şahım bir disiplin duygusu olmayanlar için, sabah 9- akşam 5 mesaisinden daha yorucu olabiliyor. Her an mahmurluğa kurban gidebilecek kırılgan bir düzen yaratmayı ve ayakta tutmayı başaramayınca ipin ucu öyle bir kaçıyor ki toparlayabilene aşkolsun. Bir gün üşen, iki gün üşen derken gözünü bir açıyorsun ki bilgisayar önünde saksı bitkisi haline gelmişsin, günün kalanı da uykuda geçmeye başlamış. Sonuçta 2-3 haftayı uykuda, 3-5 ayı anlamsızca bilgisayar başında, 1-2 seneyi boşlukta geçirmek hayatın genelinde kalıcı bir hasar bırakmıyor ama bir zaman diliminin “harcanmış” olduğunu hissetmek ertesi günün motivasyonunu çürütüyor. Burada harcanma kavramı kişisine göre işsiz olmak, planlanan bir şeyi yapamamak, işe gitmek, okulu uzatmak gibi çeşitli şekiller alabilir tabi. Benim için de bu harcamanın en temel karşılığı öğlen civarı uyanıp evde boş boş televizyon izlemek, dışarı çıkmaya üşenmek, yapmayı planladığım her şeyi ertelemek ve uyku bastırana kadar baş ağrısı ve mide bulantısına rağmen inatla internette gezinmek.

İşte bu döngüye geçince geri dönüşün ne kadar zor olduğunu tecrübeyle idrak ettiğim için bu aralar hayatımı düzene sokmak ve güzelleştirmek için elimden geleni ardıma koymuyorum. Normalde kaale almadığım ufak mutluluk alanlarını değerlendirmeye başladım. Örneğin yemek yemek. “Yemek için yaşama, yaşamak için ye” mantığımla nam salmış bir insan olarak, internetten fırın mücver tarifi aramış olmam her halde beni tanıyan herkesin durumun vehametini anlamasını sağlayacaktır. Konserdir, festivaldir artık elde organize etkinlikler adına ne varsa fazla kurcalamadan takip ediyor, evden olabildiğince sık çıkmak için her nevi bahaneyi değerlendiriyorum. Ama sanırım tek başına antreman yapmaya motive olmak en zor iş. Ankara’da bile 3 kere “Sabah 9’da salonda” diye anlaşıp en fazla birinde o da öğlen civarı antreman yapmaya alışmışmışım, dürtükleyen de olmayınca ertelemenin sonu gelmiyor. Sonuçta üşengeçlik yalnız yenilmesi zor bir şey, burası da yalnız bir memleket. Ama hiçbir zorlama olmadan bir hayatı ayakta tutmaya çalışmanın da kendine göre bir zevki var.

Back to Home Back to Top FARLİMAS. Theme ligneous by pure-essence.net. Bloggerized by Chica Blogger.